“Şehir Merkezindeki Özel Umut Hastanesi,” dediği an beynimden vurulmuşa döndüm. Zeynep’in ağzından küçük bir çığlık kaçtı.
Özel Umut Hastanesi… Ceren’in doğduğu hastane. İlk eşim Aylin’in doğum yaparken komplikasyonlar sonucu hayatını kaybettiği, benim hayattaki en büyük acıyı ve en büyük mutluluğu aynı anda yaşadığım o lanet olası gece.
“Doğum tarihi ne zaman olarak görünüyor?” diye sordu Zeynep, benim konuşamayacak durumda olduğumu, nefesimin kesildiğini fark ederek.
“12 Kasım.”
Oda bir anda etrafımda fırıldak gibi dönmeye başladı. Ceren’in doğum günü. Aynı hastane, aynı gün, aynı doğum lekesi, aynı yüz… Boğazıma koca bir dikenli tel oturdu sanki, yutkunamıyordum. Gözyaşlarıma daha fazla hakim olamadım. “Mümkün değil,” diye fısıldadım, masaya tutunarak. “Bana sadece bir kızım olduğu söylendi. Eşim masada vefat edince, doktorlar bana sadece Ceren’i verdiler. İkiz olduklarına dair tek bir kelime dahi edilmedi!”
Müdire hanım duydukları karşısında kalemini düşürdü, en az bizim kadar şok içindeydi. Dosyayı elleri titreyerek tekrar incelediğinde yutkundu. “Burada, hastaneye yatış kaydında annenin isminin bilerek ‘Kimliği Belirsiz’ olarak girildiği yazıyor. Beyefendi, o dönem o hastanede büyük bir skandal patlak vermişti, hatırlıyor musunuz? Yenidoğan ünitesindeki borçlu ailelerin bebeklerinin veya sahipsiz sanılan çocukların, rüşvetçi bir doktor şebekesi tarafından usulsüz bir şekilde zengin ailelere satılmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştı…”
Taşlar zihnimde korkunç bir gürültüyle yerine oturuyordu. O geceki kaos, Aylin’in ani ölümüyle yıkılan benim koridorlarda baygınlık geçirişim, doktorların o tuhaf telaşı… Demek ki Aylin o gece ikiz kızlar dünyaya getirmişti! Fakat hastanedeki o karanlık şebeke, benim acımdan ve karmaşadan faydalanıp bebeklerden birini, yani Masal’ı benden koparıp almıştı. Muhtemelen onu yüklü bir miktar karşılığında satmayı planlamışlar, ancak işler ters gidince veya skandal patlak verince yakalanma korkusuyla hastanenin bir köşesinde öylece terk etmişlerdi.
O an içimde uyanan o vahşi öfkeyi, Aylin’in hatırasına duyduğum acıyı ve aynı zamanda o tarifsiz sevinci anlatacak hiçbir kelime yok. Yıllarca benden çalınan, kızım Ceren’in diğer yarısı olan o küçük melek, kaderin, ilahi adaletin inanılmaz bir oyunu sayesinde tam karşımdaydı.
Zeynep gözyaşları içinde boynuma sarıldı. O, benim geçmişime ve kızıma her zaman sonsuz bir sevgiyle yaklaşmıştı ama o an gösterdiği büyüklüğü asla unutamam. Gözlerinde büyük bir şefkat ve kararlılık vardı. “O bizim kızımız,” dedi ağlayarak. “Onu ait olduğu yere, evimize, ikizinin yanına götüreceğiz. Kimseye bırakmayacağız onu.”
Hemen o gün resmi işlemleri başlattık. Müdire hanım, anlattıklarım karşısında dehşete düşmüştü ve DNA testi için gerekli tüm bürokratik engelleri ortadan kaldırdı. Testin sonuçlanması tam üç gün sürdü. O üç gün boyunca Zeynep’le gözümüzü bile kırpmadık. Aslında benim bir teste ihtiyacım yoktu; kalbim gerçeği o oyun alanında, Masal’ın bana “Sen benim yeni babam mısın?” diyen gözlerine ilk baktığım an anlamıştı.
Test sonuçları beklendiği gibi %99.9 uyumlu çıktığında, hastaneye ve o dönemin sorumlularına karşı açacağım davanın dosyaları avukatım tarafından çoktan hazırlanmıştı bile. Ama o an intikamdan çok, parçalanmış ailemi birleştirmenin telaşı ve heyecanı içindeydim. Evlat edinme süreci, biyolojik babası olduğumun kanıtlanmasıyla birlikte resmi bir velayet devrine dönüştü ve süreç hızla lehimize sonuçlandı.
Masal’ı yetimhaneden alıp eve getirdiğimiz gün, hayatımın en unutulmaz, en kusursuz anlarından biriydi. Kapıyı açtığımızda, Ceren içeriden koşarak geldi. İki küçük kız, tam da salonun ortasında karşı karşıya geldiklerinde zaman durdu. Adeta bir aynaya bakıyor gibiydiler. İkisi de aynı şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, birbirlerine doğru birer adım attılar.
Ceren, usulca elini uzatıp Masal’ın yanağına dokundu. “Sen bana benziyorsun,” dedi kıkırdayarak.
Masal da o kocaman, içimi ısıtan gülümsemesiyle cevap verdi: “Sen de bana benziyorsun. Yoksa sen de mi bir peri masalından geldin?”
O an Zeynep’in elini sımsıkı tuttum ve ikimiz de gözyaşlarına boğulduk. Yıllar önce acımasız ve açgözlü eller tarafından koparılan o bağ, sevginin ve mucizelerin gücüyle yeniden birleşmişti. Hayat bizden çok şey çalmıştı belki ama yetimhanenin o soğuk koridorlarında bize en büyük mucizesini, kaybettiğimiz yarımızı da geri vermişti. Artık hikayemiz eksik değildi. Karanlık sırlar aydınlanmış, masalımız kaldığı yerden, çok daha güçlü bir şekilde yeniden yazılmaya başlanmıştı.